Neden Topluluk Halinde Büyük Girişimlerde Bulunamıyoruz?

863 words · 5 min read

Kendi adıma, sevgimi, dürüstlüğümü, cesaretimi savunmuşum bir ölçüde. Birilerine karşı veya bir değere ulaşmak için bir şeyler yapmışım. Ama **arkadaşlarımla birlikte, büyük bir gaye için, kalıcılığı olan bir mücadele neredeyse yapmamışız. **Gerçi haksızlık etmeyeyim, başka insanlarla birlikte hiçbir zorunluluk olmadan, gönülden yaptığımız ve hayat boyunca unutamayacağımız güzel deneyimlerim de var. Birkaçını kısaca yazmak istiyorum:

Gölköy yolculuğu. Nuhoğlu Gençlik Grubundan 3 arkadaşla birlikte, Gölköy’deki akrabalarımızla bağlantı kurmak için 3 günlük bir yolculuk yapmıştık.

Burak’ın ÖSS motivasyonu. Lise sona geldiğimde, Burak beni ÖSS’ye hazırlamak için çok çaba sarfetmişti. Bana bir sürü taktikler, yöntemler, kaynaklar vermişti. Beni motive etmişti. O motivasyonun katkısıyla, ÖSS’ye hem çok verimli hazırlanmıştım, hem de çok zevkli bir yıl geçirmiştim.

Burak’la yaz okulunda “Diferansiyel Denklemler” maratonu. Üniversite birinci sınıfın yaz okulunda, Burak ve onun döneminden arkadaşlarıyla birlikte “Diferansiyel Denklemler” dersini dışarıdan İTÜ’de almıştım. Buraklarda kamp yapmıştık ve Burak’ı ve Cem’i sınavlara hazırlamak için çok uğraşmıştım. Gerçi sonunda ikisi de çok düşük not almışlardı, ama güzel bir ders maratonuydu.

Haşim’le ve Yasin’le zorbalık yapan abilere karşı mücadele. Orta ikide (9. sınıf), Haşim’e ve bana karşı üst sınıflardan birkaç kişi, sürekli rahatsız edici şekilde bulaşıyordu. Bu dönemde, Haşim, Yasin ve diğer arkadaşlarla, bu gruba karşı birlikte kendimizi korumuştuk.

**Nuhoğlu Gençlik Grubunda, 100’e yakın genci birbiriyle tanıştırdık. **Üniversitede okurken, aile vakfımız olan Nuhoğlu Vakfında Muharrem ve Esat’la birlikte Gençlik Grubunu kurduk. Sonra her ay bir iki sosyal etkinlik düzenledik. 3 senenin sonunda, daha önce birbirini hiç tanımayan en az 30-40 kadar kişi, birbiriyle çok samimi dost olmuşlardı.

**Hasret’le birbirine bağlı, çok canlı ve samimi bir aile oluşturduk. **Hasret’le 5 senedir evliyiz. Ondan önce de 1.5 senelik bir söz ve nişan ilişkimiz olmuştu. Bu ilişki boyunca, sürekli yeni şeyler öğrendim ve hep mutlu yaşadım.

Bir de yapamadığımız girişimler var. Bunlara çok değinmek istemiyorum; çünkü bunlar başkalarını da ilgilendiriyor. O insanların tek tek onayını almam lazım, bu konudaki hatıralarımı yazabilmem için.

Toplamda hayatıma bakınca: uğruna mücadeleye değdiği halde yapmadığımız şeylerin sayısını, yaptıklarımızdan çok daha fazlaymış görüyorum.

Neleri kaçırdık bütün bu girişimlerden kaçınmakla?

Cesur bir hayat yaşama fırsatını kaçırdık. Hayatımıza baktığımızda, gerçekten değerli şeyleri hatırlama fırsatını kaçırdık. Ayrıca eğer geçmişte o cesur ve samimi girişimleri yapmış olsaydık, şu an kendimizi çok daha yetkin hissedecek, şu an neler olacağını hiç bilemeyeceğimiz pek çok değerli şeyi yapma imkanımız olacaktı.

**Cesaret, özgürlüktür. **Cesaretin özünde inanç yatar. İnanç, iyiliğin galibiyetine inançtır. Geleceğin iyiliğine inanmaktır. Geçmişin güzelliğine inanmaktır. Bu inanç, yaşanan her olayda insana güzelliği gösterir. Bu güzellik insanı mutlu eder ve insana cesaret verir.

Cesaret > özgürlük > girişimcilik > deneyim > mutluluk > özgüven > cesaret

Kendime soruyorum, neden uğruna mücadele etmeye değer gördüğümüz işleri yapmadık veya yapmadım? Neden bunlara girişemedim?

Neden pasif kaldık?

Baş neden, korku gibi geliyor bana. Nelerden korktuk? Mesela, yeni biriyle bağlantı kurmayı, veya tanıdık biriyle gerçekten samimi olmayı, **bir işbirliği ilişkisi içine girmeyi gerektiren durumlarda, reddedilmekten korktuk. **Belki biz samimi bir şekilde adım attığımız halde, muhatabımızın bunu fark etmeyeceğinden, aynı alakayı göstermeyeceğinden korktuk. Belki biz ilk adımı veya ilk on adımı da attığımız halde, muhatabımızın pasif tavrından dolayı isteğimiz kırıldı.

Bir başka önemli pasifleştirici neden, vakit ve imkan yetersizliği zannı. Ne zaman güzel bir ideal uğruna bir işe girişmek istesek, şimdi vaktim müsait değil, daha sonra yapayım dedik. Belki paramız yetmez diye düşündük. Fakat müsait zaman hiç gelmedi ya da geldiğinde artık bizde heyecan kalmamıştı. Başka sürdürdüğümüz işlerin aksayacağından korktuk. Zorunlu, başkalarına hesap verdiğimiz işler, her zaman kişisel ideallerimizin önüne geçti. Sadece kendi içimizde yaşattığımız bir ideali yapmadığımız için, kimseye hesap vermezdik, ama yürüyen sorumlulukların aksaması durumunda, bizden hesap soracak insanlar bulunuyordur.

Bir çok zaman da, başkalarının eleştirilerinden dolayı çekingen kaldık. Belki bizi eleştirmeseler bile, eleştireceklerinden korktuk. Başkalarını eleştirdiklerini gördük. Belki ideallerimiz uğruna çalıştık veya insanlara bunu söyledik ve gerçekten korktuğumuz başımıza geldi: Eleştirildik. Hatta yadırgandık. Hiçbir destekleyici söz söylemeden, sadece cesaretimizi kıran sözleri söylediler. Bunu da bizim iyiliğimiz için yaptılar. Belki onlara karşı koyduk. Karşı koydukça, daha fazla cesaretimizi kırdılar. Başka insanlar da işin içine girdi. Hepsi birden bizi tehlikeli yoldan güvenli yola çevirmeye çalıştı. Belki bazen bu eleştirilerle hiç yüzleşemedik bile. Hiç tartışma imkanımız bile olmadı. Korktuk ideallerimizi söylemeye. Ama kırıcı eleştirilerin varlığını başka şeyler üzerinden sürekli tecrübe ettik.

Pasifliğin bir diğer nedeni de, güvensizlik oldu. Neredeyse tüm büyük girişimler, bir takım çalışması gerektirir. Fakat biz arkadaşlarımıza birçok zaman güvenemedik. Güvendiğimiz zamanlarda, bir yanlışlarını gördük ve darıldık. Yanlışlarını görmesek, belki biz yanlış yaptık, kendimizden utandık ve yine pasifleştik. Belki arkadaşımızın bizim ideallerimizi sahiplenebileceğine güvenmedik. Belki onun da eleştirilerinden zarar gördük. Hatta belki, en yakınımızdaki arkadaşlarımız bazen hayallerimizi kullanarak, bizi başkalarının önünde gülünç duruma düşürdü.

Bütün bu engelleri düşününce, pasif kalışımızı anlayışla karşılıyorum. **Elbette, insan tüm bu engellerin üzerinden aşabilir. **Yeterince cesaret ve inançla, tüm bunlar ve çok daha fazlası da aşılabilir. Ama işte, hepimiz toplumumuzun evladıyız. **Toplumu ne kadar eleştirsek de, o eleştirdiğimiz şeyleri aslında biz de yapıyoruz. **Şartlar herkesi değiştiriyor. Kendimizi başkalarından farklı görmek istiyoruz; ama şartlar gerektirince, biz de kötülükleri yapıyoruz. Ama hiçbir zaman, kafamızdaki kötülere gösterdiğimiz tepkiyi, kendimize göstermiyoruz.

Kendini hiç sevmeyen insanlar yok değil; var hatta çokça var. Ancak sorun kendini sevmemek değil. Tersine sorun, kendini sevebilmek. Zaten bencilliğin temelinde, kendini sevmemek yatar. Korku duygusu da bir şekilde, kendine olan sevgisizliğe bağlanabilir. Olumlu olan duyguları geliştirmek esas sorun. Bunlarsa, her zaman, kendine, insanlara ve başkalarına sevgiye dayanır. Bunların da ötesinde Allah sevgisi, tüm diğer sevgilerin hem kaynağı, hem sonucu olan en değerli sevgi.

 Blog    20 Jun, 2011

Copyright © Mert Nuhoglu 2011

Mert Nuhoglu is a Trabzon-born programmer and data scientist.

You may also like...