Sosyal Girişimcilik İhtiyacını Fark Etmek

645 words · 4 min read

Sosyal pazarlama yapmam gerektiğini çok önceden biliyordum; fakat gerek bilimsel araştırma gerekse yazılım işlerinden dolayı bu konuya ancak 2010’un Ocak ayının sonunda eğilmeye fırsat bulabildim. Hemen konuyla ilgili en iyi kitapların neler olduğunu araştırdım ve hızla bunları okumaya başladım. O dönemden bu yana okuduğum kitapların arasında bu konuyla bir şekilde ilgisi olan kitaplar şunlar:

Inbound Marketing - Dharmesh Shah

The Social Media Marketing Book - Dan Zarrella

The Art of the Start, Guy Kawasaki

Advanced Web Metrics with Google Analytics

Internet Riches, Scott Fox

Linked, Barabasi

Tipping Point, Gladwell

Universal Principles of Design - Lidwell Holden Butler

Don’t Make Me Think - Steve Krug

Lifehacker, Gina Trapani

Naked Conversations, Scobel

ProBlogger, Darren Rawse

Whoever Tells the Best Story Wins, Simmons

Presenting to Win - Weissman

The art of SEO

Crucial Conversations, Kerry Patterson

Influencer, Kerry Patterson

Set Your Voice Free - Roger Love

Influence, Cialdini

Bu kitapların tümünün özetlerini çıkardım. Yeri geldikçe, blogumda gerek bu kitaplardan, gerekse başka yerlerden öğrendiğim bilgileri paylaşacağım.

Bu kitaplardan bir iki tanesi özellikle sosyal pazarlamayla çok yakından ilgili. Bunlardan ilki, Dharmesh Shah’ın “Inbound Marketing” kitabı. İkincisi ise, Simmons’un “Whoever Tells the Best Story Wins” kitabı.

Tüm bu kitaplardan sosyal pazarlamayla ilgili öğrendiğim şeyleri, üç temel maddede özetleyebilirim. Sosyal pazarlama temelde üç temel ilkeye dayanıyor:

  1. Sohbet ortamı. Pazarlama artık tek yönlü iletişim şeklinde yapılmamalı. Şirket çalışanları ve müşteriler artık birbiriyle doğrudan ve insani iletişime geçmeli.

  2. Güven. İşletme yazınında örnek gösterilen modern pazarlama ve yönetim şekilleri, insanlara hiç güven vermiyor. İnsanlar güvendikleri insanlarla iş yapmak istiyorlar.

  3. Faydalı içerik üretme. Sosyal pazarlama, genel olarak insanlara, özelde müşterilerinize faydalı bir iletişim içine geçmek üzerine kurulu.

Bir anlamda, sosyal pazarlama esnaflığın yeniden doğuşu. Birebir, sıcak, insani ilişkiler kurmak gerekiyor, iş yapmak için.

Simmons kitabında, insanlara en başta şunları anlatmanız gerektiğini söylüyor:

1. Ben kimim?

2. Neden buradayım?

Ben de, kendim için kim olduğumu anlatan öyküler yazmaya başladım. Kendimdeki güzel özellikleri gösteren öyküler nedir diye düşünmeye başladım. İnsan sevgisini, dürüstlüğü, cesareti gösteren öyküler aradım. Bunları ararken bir şey fark ettim. Kendi içimde, ben bu özelliklerin varlığını hissedebiliyorum; ama bu özellikleri gösteren çarpıcı çok fazla öykü yaşamamışım. Arkadaşlarımın tümünün listesini çıkardım. Kimle ne yaptım, ne yaşadım diye düşünmeye başladım. Kendi adıma, sevgimi, dürüstlüğümü, cesaretimi savunmuşum bir ölçüde. Birilerine karşı veya bir değere ulaşmak için bir şeyler yapmışım. Ama arkadaşlarımla birlikte, büyük bir gaye için, kalıcılığı olan bir mücadele neredeyse yapmamışız.

Hayatıma bakınca, **uğruna mücadeleye değdiği halde arkadaşlarımla birlikte yapmadığımız şeylerin sayısının, yaptıklarımızdan çok daha fazla olduğunu gördüm. **Bu çok üzücü bir durum. Hayat ebedi, fakat dünya hayatı bir kerelik insana verilmiş. Burada yaptığımız her şey, ebediyen bizimle olacak. Şimdi çekingenlikten, korkudan veya başka bir pasifleştirici gerekçeyle girişmediğimiz işleri, ebediyen yapma şansımız olmayacak. Yanlış anlaşılmasın, uçuk kaçık işler yapmaktan bahsetmiyorum. Bence uğruna mücadeleye değen şeyler, hayırlı bir amaç uğruna yapılan, cesarete, doğruluğa, keşfetmeye, üretmeye dayalı işlerdir. Mesela, lisedeyken Burak Pehlivan’la birlikte, Orta Asya’ya 3 aylık büyük bir keşif gezisi yapmayı planlamıştık. Aradan 12 sene geçti, yapmadık. Veya orta okuldaki yurttan arkadaşlarımla birlikte hiç aklımızın ucundan geçmeyen şeyleri yapabilirdik. Hepimiz cesur, dürüst, okumayı seven insanlardık; ama topluma faydalı ne bir bilimsel eser ürettik, ne bir zorbalığa karşı kalıcı bir sonucu olacak bir mücadele yaptık.

**Başkalarına fayda üretmek bir yana, kendimize dahi çok fayda ürettiğimizi düşünmüyorum. **Allah’a şükür, hayatımın tüm dönemlerinde, çok samimi, birbirimizi çok iyi anladığımız arkadaşlarım oldu. Fakat ne yazık ki, birlikte birbirimizi geliştirmek, birbirimize destek olmak adına yaptıklarımız, yapabileceklerimizin çok altında kalmış. Ve ne yazık ki, biz bu konuda, toplumun vasatından çok farklı değiliz. Zaten toplumda bu tip üretken ilişkiler olsaydı, biz de bir şekilde bunlara dahil olurduk. Bu sanıyorum, tüm toplumun bir ihtiyacı. Belki insanlar, buna ihtiyacı olduğunu düşünmüyor olabilir.

Lütfen, siz de bu konudaki kendi görüşlerinizi paylaşın. Var olan bir ihtiyaçtan mı bahsediyorum; yoksa yanılıyor muyum? Üretken toplumlarda sosyal girişimlerin, diğer toplumlara nazaran daha yüksek olduğu kanısındayım; fakat bu konuda elimde somut bir kanıt yok. Bu konuda somut kanıt sağlayacak gözlemleriniz veya bilgileriniz var mı?

 Blog    16 Jun, 2011

Copyright © Mert Nuhoglu 2011

Mert Nuhoglu is a Trabzon-born programmer and data scientist.

You may also like...