Farklı Alanlar Arasında Geçiş Yapabilmek | Girişimcilik Deneyimlerim 02

1115 words · 6 min read

Üniversiteden bu yana çok farklı işlerle uğraştım: Endüstri mühendisliğini okudum. İşletme literatürüne ait bir sürü yayını taradım. Arkadaşlarımla bir teknoloji firması kurduk. Oradan, bir yazılım firmasına geçtim. Programlamayı derinlemesine öğrendim. Sonra gereksinim analizi, test otomasyonu gibi program yazmanın dışındaki yazılım işlerine daldım. Çok sayıda ürün ve yöntem öğrendim. Bunların eğitimlerini ve danışmanlıklarını verdim.

Sonra yeniden endüstri mühendisliğine geri döndüm. Yüksek lisansı tamamladım. Tez aşamasındaysa, insan vücudunun fizyolojisiyle ilgili bir araştırma yaptım. Fizyolojiyle ilgili yayınları taradım. Bu da bitince, e-ticaret yazılımı geliştirmek için çalışmaya başladım. Bu arada farklı bir teknolojiye geçiş yaptım. Java ortamından, Python-Django ortamına geçtim. Bu ortamın özelliklerini öğrenmeye çalıştım.

Eticaret yazılımı işi olmadı; fiyatlar çok düşüktü, iyi satış yapamadım. Çeşitli sosyal topluluk siteleri kurmuştum. Onlara odaklandım. Bir pazar yeri işletmeye başladık. Şimdi de sosyal medyayı kendi projelerim için etkili bir şekilde kullanmaya çalışıyorum.

Üniversiteden mezun olunca yeni bir teknoloji geliştirme şirketi kurmuştuk arkadaşlarımla. O dönemlerde, çevre oluşturmanın çok önemli olduğunu çok kişi söylüyordu. Ben de onların tavsiyelerini dinleyip, birçok sosyal etkinliğe katılıyordum. Ancak mezun olduktan bir yıl kadar sonra, teknoloji geliştirmenin o kadar çok içine gömülmüştüm ki, sosyal etkinliklerim giderek azaldı. Fakat geçtiğimiz bir sene boyunca, satış ve pazarlamaya yönelik bizzat yürüttüğüm çalışmaların sonunda şunu gördüm ki, büyük hata yapmışım.

Teknik geliştirme çabalarının, kişisel olarak bir sınırı var. Girişimci olmak istiyorsanız, ürüne çok fazla odaklanıp sosyal etkinliklerden uzak durursanız, çok şey kaybedersiniz. Bunu pahalı yoldan da olsa tekrar öğrenmiş oldum. Artık sosyal etkinliklere ciddi ağırlık veriyorum. Bu arada, girişimcilerle yatırımcıları birleştirecek yeni bir ağ kurmaya yönelik çalışmalar yapmaya başladım.

Bu geçişlerin her biri benim için çok zor oldu. İşin kötüsü, bu geçişlerin hiçbiri tek seferde, birbirinden ayrık şekilde olmadı. Bir yandan yüksek lisans derslerine çalışırken, diğer yandan BTGrubundaki müşterilerimize eğitimler ve danışmanlık hizmetleri veriyordum. Bir gün stokastik çalışıyordum, öbür gün bununla hiç alakası olmayan bir test otomasyonu yazılımıyla uğraşıyordum. **Bu inanılmaz derecede zor bir şey. **Uğraştığım konuların her biri, çok yüksek konsantrasyon ve gayret gerektiriyordu. Tam ısınıp verimli bir şekilde çalışmaya başlıyorum; bambaşka bir konuya geçmem gerekiyordu.

[pullquote]Tam ısınıp verimli bir şekilde çalışmaya başlıyorum; bambaşka bir konuya geçmem gerekiyordu.[/pullquote]

Eski çalıştığım şirketlerden, Zet-Petran’daki patronum, müdürüm ve aynı zamanda çok sevdiğim bir arkadaşım olan Ömer Oruç, beni bu konuda hep uyarırdı. **Bana, kendimi çok farklı alanlara dağıttığımı söylerdi. **Ona hak verirdim, ama itiraz ederdim. Derdim ki, ben çok farklı alanlardaki becerilerimi birleştirirek birbirine destek olur hale getirmeye çalışıyorum. Örneğin, tezde yaptığım çalışmada, programlama becerilerimi sonuna kadar kullanırdım. Böylece, normal koşullarda çok zor olan bir işi, çok daha verimli bir şekilde yapabilirdim. Tezde Python-Django platformunu kullanmıştım. Bunu seçmemin nedeni, eticaret yazılımın da bu platformda geliştirmek isteyişimdi. Ayrıca bu platform, bulut bilişimi denilen Google Apps üzerinde çalışan bir platformdu. Bunun da ek birçok avantajı bulunuyordu. Öbür yandan, fizyolojiyle ilgili bir araştırma yapıyordum; ama bunu sadece tez için yapmıyordum. İleride bu alanda teknoloji geliştirmek için, bunu bir keşif çalışması olarak gördüğümden benim için çok farklı olan bu alana girmiştim.

Programcılık Mesleğine Giriş

Üniversiteyi bitirdiğimde de, o dönemde benim için çok farklı olan yazılım sahasına girmiştim, hasbel kader. Fakat sonra böyle bir karar aldığım için, Allah’a çok şükrettim; çünkü programcılığı çok sevdim. Eğer programcı olmayıp da, endüstri mühendisliğinin tipik çalışma sahaları olan işlerde kalsaydım, ne olurdu, bilemiyorum. Belki o zaman da memnun olurdum. Fakat kendimde gördüğüm kadarıyla, ben kurumsal şirketlerin çalışma şeklinden hoşlanmıyorum.

Endüstri mühendisliği işletme veya yöneticilik ile çok yakın bir bağları olan bir meslek. Eğer yöneticiliğe yönelik bir kariyer yapsaydım, muhtemelen hiçbir şekilde program yazamazdım. Program yazmak, çok kendine özgü bir sanat. İlk başlarda insanı aşırı yoruyor. Bilgisayara karşı ve kendinize karşı olan duygularınızı ciddi anlamda hırpalıyor. Yüzlerce satırdan oluşan şifreli görünen bir metinde, bir virgülü unuttuğunuz için bir hafta işiniz gecikebiliyor.

Bir programcı için, birkaç gün, nihai hiçbir değer üretmeyen, hata arama çalışması yapmak çok doğaldır. Hatta, bence programcılık neredeyse, hata aramakla eşdeğer bir iş. Bu durumda çalışırken, özellikle başlarda kendimi ve işimi sık sık sorgulardım. Acaba zamanımı boşa mı harcıyorum? Başka bir iş mi yapsaydım?

Tecrübe kazandıkça, bu sorularım azaldı; ama hiçbir zaman tam olarak kaybolmadı. Bitemez de zaten, çünkü programcılığın diğer mesleklerden çok farklı bir özelliği vardır: Yaklaşık 5-10 yılda bir, neredeyse bilgilerinizin tümü eskimiş hale gelir. Sürekli yeni teknolojileri ve yöntemleri öğrenmeniz gerekir. Dolayısıyla, ne kadar tecrübeli bir programcı da olsanız, sürekli bir şeylerin acemisinizdir. Bu insan için gerçekten çok zorlayıcı bir engeldir. Bazen içime şöyle korkular gelirdi: Acaba 40-50 yaşına geldiğimde, ne olacak? O kadar öğrenme ve çalışma gayretime rağmen, 20 yaşındaki bir programcıdan daha az mı üretken olacağım? Bu sorunun ürettiği korku, hiç hoş bir duygu değildir.

Programcılığın çok sevdiğim, güzel yönleri var: Somut bir eser geliştirdiğini görmek, çok mutluluk verici bir deneyim. Özellikle internetin ortaya çıkışıyla birlikte, teknoloji geliştirme o kadar kolaylaştı ki. Dünyanın her yerindeki en son bilgilere anında ulaşabiliyoruz. Dünyanın herhangi bir köşesindeki programcılardan yardım alabiliyoruz, onlarla karşılıklı tartışabiliyoruz. Bunlar çok güzel şeyler.

Bu güzel yönleriyle birlikte, programcılığın, girişimcilik açısından çok büyük bir sorunu var**: Çevre oluşturamıyorsunuz. **Belki bu Silikon Vadisinde, Boston’da veya New York’ta büyük sorun olmayabilir. Orada zaten, ekosistem tümüyle gelişmiş durumda. Ancak Türkiye’de hala bu büyük bir sorun. Her ne kadar, etohum gibi melek sermayesi sağlayıcı kuruluşlar, bu sorunu çözmeye yönelik çok değerli networking çalışmaları yapsa da, yine de sorun devam ediyor. Hem yeni ekonominin ilk dönemlerinden farklı olarak, teknoloji şirketlerinde ağırlık giderek mühendislerden işletmecilere daha doğrusu MBA’lilere kayıyor. İşletmeciler, finansman çevreleriyle daha etkili ilişkiler kurabiliyorlar. Müşterilere daha yakınlar. En kısıtlı kaynaklar bunlar. Doğal olarak, **teknoloji girişimlerinde güç dengesi işletmecilerin lehine olacak şekilde evriliyor. **

Uyum Sağlama: Girişimcilik İçin En Temel Altyapı Becerisi

Konuyu dağıttım. Sonuç olarak, iş hayatımın başlangıcından itibaren yaşadıklarıma bakınca şunu görüyorum: Odak noktamda çok büyük çaplı çok sayıda değişiklik yaşadım. Bunları aşmak çok zor oldu; fakat aynı zamanda çok öğreticiydi.

Bana öyle geliyor ki, teknoloji sahasındaki girişimcilerin birçoğu benzer şekilde, zaman içinde çok büyük değişiklikleri göğüslemek zorunda kalıyor. **Çünkü girişimcilik, hiç bilmediğiniz bir arazide bir keşif çalışması yapmak gibidir. **Uzun süre boyunca çölde yürüyorsunuz; fakat sonra birden karşınıza Himalayalar gibi yüksek dağlar çıkıyor. Çölde kullandığınız araçlar ve beceriler, dağlara tırmanırken işe yaramıyor. Yepyeni bir araç ve beceri kümesini öğrenmeniz gerekiyor. Ve sorun şu ki, eğer daha önce sizin gittiğiniz yoldan gitmiş olan birisini tanımıyorsanız, önünüze hangi engellerin çıkacağını bilmeniz mümkün değil. Ancak zaman içinde tecrübe ederek engelleri görüyorsunuz. Bu yüzden önceden hazırlıklı olup tüm gerekli becerileri edinmek mümkün değil.

Esnek olmak gerekiyor. Belki en önemli şey, esneklik. Ne kadar hızlı bir şekilde, yeni şartlara uyum sağlayabilirseniz, o kadar hızlı yol alırsınız. Bu yüzden, farklı alanlar arasında geçiş yapabilme becerisine sahip olmak çok önemli. Bu, çok zor ama çok faydalı bir altyapı becerisi.

Siz ne düşünüyorsunuz? Teknoloji veya yeni alanlarda girişimcilik yaptınız mı hiç? Eğer öyleyse, işe başladıktan sonra ne gibi tahmin etmediğiniz engellerle karşılaştınız? Bunları aşmak için, neler öğrenmeniz gerekti? Lütfen düşüncelerinizi ve deneyimlerinizi, aşağı yorum yazarak, bizimle paylaşın. Teşekkürler…

 Blog    15 Jun, 2011

Copyright © Mert Nuhoglu 2011

Mert Nuhoglu is a Trabzon-born programmer and data scientist.

You may also like...