Hayatım boyunca hep büyük hayallerim olmuştur. Çocukken fizikçi olmayı hayal ederdim. Fizik yoluyla, dünyayı kurtaracaktım. Süper bir kahraman olurdum, çocukluk hayallerimde. 20 yaşıma geldiğimde, çok büyük bir zenginliğim olacaktı. Tüm kötülükleri yok edecektim. Hayalimde kötülerle karşılıklı oturduğumu hayal ederdim. Bir emir verecektim, bir hamle yapacaktım, hemen her şey düzelecekti. Her şeyi düzeltmemi sağlayacak sihirli bir formülüm vardı. Bilim ve zenginlik. Zenginliğe nasıl ulaşacağımı tam olarak bilmiyordum; ama bunun olacağından yüzde yüz emindim.

Zaman geçtikçe hayallerim değişti; fakat gerçek şu ki, hiçbir zaman kaybolmadı. Sadece şekil değiştirdi. Biraz daha mütevazileşti, biraz daha gerçekçileşti. Sihirli formüller kayboldu. Sınırlarımı daralttım; ama yine de bakıyorum da hala o kadar çok iz var ki, o çocukluk hayallerimden. Açıkçası bundan şikayetçi de değilim. Gerçekçilikten uzaklaşmadığım sürece, hayallerimin çok yararları olduğunu düşünüyorum.

Eskisi gibi her problemi istediği anda çözecek bir kahraman olarak kendimi hayal etmiyorum; ama dünyada çok güzel şeyler yapmayı hala çok istiyorum ve buna inanıyorum. İlla hayallerimi gerçekleştirmem şart değil, bence hayalin en önemli değeri, insana bir yön vermesi ve insanın Rabbine dua etmesini sağlaması. Esas önemli olan, hayrı istemek ve bunu da tüm mülkün sahibi olan Zattan istemek. Fiili gayret ise, samimi isteğin doğal bir sonucu. Böyle olunca, hem hayallerim beni çok kuvvetli bir şekilde motive ediyor; hem de hayallerimin aslında gerçekçi olmadığını gördüğümde bunu anlayışla karşılıyorum.

İşle ilgili hayalim ne?

Çok yenilikçi bir şirket kurmayı istiyorum. Hayatımızdaki pek çok probleme çözüm olacak bir şirket örneği kurmak istiyorum. Mesela Türkiye ekonomisindeki en önemli sorunlardan biri, yenilikçi teknolojiler geliştirmenin şirketler tarafından benimsenmeyişi. Teknoloji geliştirmenin katma değeri çok yüksek olduğu halde, çoğu firma düşük kar marjlarıyla çalışılan emek veya sermaye yoğun işleri sürdürüyor. Bunların ekonomik olarak büyük önemi olduğunu kabul ediyorum; fakat bir yandan da firmaların yenilik geliştirme becerilerini de artırması, bunu çekirdek bir yetenek haline getirmeleri gerekiyor.

Kendi iş girişimimi kurmak öteden beri istediğim bir şeydi. Girişimciliğin, kurumsal bir yerde kariyer yapmaktan çok farklı olduğunu düşünüyorum. Kurumsal kültür, hiyerarşik yapıdadır. Üst kademeler, alt kademeler üzerinde sınırlar koyar. Mevcut kurumsal iş kültürü, bireysellikleri, farklılıkları törpüler. Herkesi aynılaştırır. Ben bu tarz bir ortamda yaşamak istemiyorum. Ortama ayak uydurmak adına, olduğumdan farklı yaşamak istemiyorum. Bütün kurumsal firmalar böyle değildir elbette. Kurumsal yerlerde çalışan herkes böyle hissetmiyor olabilir. Yanlış anlama olmasın, kimseyi kötülemek istemiyorum. Sadece ben, kendi adıma, kurumsal ortamların kültürünü kendim ve pek çok kendisini sınırlanmış hisseden kişi için, fazla monoton buluyorum.

Girişimciliğin Güzel Yönleri

Girişimcilik bunun tersi yönde fırsatlar sunuyor. Sonuçta kendi kuracağım organizasyonu nasıl şekillendireceğim, önemli ölçüde benim elimde. Ben insanların kendi farklılıklarıyla yaşayabileceği, özgürlükçü bir çalışma ortamı oluşturmak istiyorum. Ayrıca genel olarak, pek çok işletmedeki rekabetçi kültürden de rahatsızım. İnsanların birbirine güvendiği, rahatlıkla bilgilerini paylaştıkları bir ortam kurmak istiyorum. Hatta, bu paylaşımcı kültürün sadece kendi şirketimin içinde kalmamasını, rakiplerimizi, iş ortaklarımızı, tedarikçilerimizi ve müşterilerimizi de kapsayacak şekilde genişlemesini istiyorum. Özet olarak, girişimcilik yoluyla kendi çalışmak istediğim iş kültürünü oluşturmak istiyorum.

Girişimci olmak isteyişimin bir başka nedeni, bunun içindeki heyecan duygusu. Sürekli olarak, bilmediğim yeni alanları keşfetmem gerekiyor. Çok geniş bir alanda çalışmam gerekiyor. Bu bir yandan beni çok zorluyor; ama bir yandan da bana büyük mutluluk veriyor; eğer öğrenme ve yeni alana uyum sağlama süresince yaşadığım zorluklara sabredebilirsem. Her zaman bu olmuyor. Bazen vazgeçtiğim, bunaldığım da oluyor. Bu da doğal.

Yeni alanları keşfetmenin dışında, rakiplerle mücadele etmek, kendi sınırlarımla mücadele etmek de bence güzel bir heyecan. Tabi bu işin içinde yenilmek de var. Hatta bazen rakiplere karşı öfkeli duygular içermek de olabiliyor. Rekabetin bu tür menfi yönlerini bir şekilde aşabilmek istiyorum. Bunun da kendimle ilgili ruhsal bir tekamül gerektirdiğini düşünüyorum. Kendimle bu mücadeleye de girmek istiyorum.

Girişimci olmak isteyişimin en önemli yönlerinden biri de, bunun sunduğu potansiyel büyük ödüller. Burada ilk akla gelen, para. Ancak bence para dışında başka büyük ödüller daha var. Mesela, topluma katkı, kişinin kişisel yeteneklerinin gelişimi. Bunlar da en az para kadar, beni motive ediyor.

Nasıl Bir Çalışma Ortamı Hayal Ediyorum?

Çok eskiden beri girişimci olmayı istiyorum. Ben şu an içinde kendim çalışsam çok mutlu olacağım türden bir organizasyon kurmak istiyorum.

Çok yenilikçi bir iş kültürü olsun istiyorum. İnsanları risk almaya teşvik etmeli iş kültürü. Farklı fikirlerini test etmekten korkmasın insanlar. İlla işle ilgili olması şart değil, kendi yaşamlarına ait farklılıkları da yaşayabilsinler.

Yenilikçiliğin temelinde, paylaşımcılık, yardımlaşma, açıklık gibi güvenle ilgili özelliklerin yattığını düşünüyorum. Hemen hemen tüm güzel işler, ancak takım çalışmasıyla başarılabilir. Bir kişinin kendi başına yeni bir eser geliştirmesi bile, çoğunlukla o kişiye güven veren sosyal bir ortamda gerçekleşir diye düşünüyorum. Üretken takım çalışması ise, ancak birbirine gerçekten güvenen, birbirine kendi fikirlerini korkmadan veren bir toplulukta ortaya çıkar. Böyle bir toplulukta çalışmak herkesi mutlu eder. İnsanlar, yaratılışı gereği, paylaşmayı ve yardım etmeyi sever. Böyle ortamlarda, gerçekten unutulmayacak dostluklar oluşur. Mizah ve hoşgörü gelişir.

İnsanlar üretken oldukça, kendilerine daha çok güvenirler. Kendilerine güvendikçe, daha büyük buluşlar yapabilir ve daha yararlı girişimlerde bulunabilirler. Bu şekilde çalışmak insana lezzet verir. Çalışma zevki ise, işteki üretkenliği artırır. Yani bu süreç, kendi kendisini besleyen pekiştirici bir geribesleme sürecidir.

Ben özellikle teknoloji alanında çalışmak istiyorum. Teknoloji üretmenin katma değerinin çok yüksek olduğunu düşünüyorum. ABD’de Google, Microsoft, Apple gibi teknoloji öncüsü firmalar dünyanın en büyük firmaları arasında. Bu firmalar, GM, Shell, P&G gibi firmalardan çok sonra işe başladıkları, çok daha düşük bir sermayeye ve iş gücüne sahip oldukları halde, bu firmalara denk gelecek iş büyüklüklerine ulaştılar. Bana kalırsa, bu firmaların kendi boyutlarından ziyade, dünya ekonomilerine yaptıkları katkı, Shell, P&G gibi muadillerinden pek çok kat daha fazladır. Teknoloji firmaları, insanların hayatına yaptıkları çok büyük katma değere karşılık, aldıkları ücret bu katma değerin çok küçük bir kısmı. Mesela, Google sayesinde, normal yollarla ulaşmamızın mümkün olmadığı, aylar sürecek araştırma bilgilerine saniyeler içinde erişebiliyoruz. Google’ın hepimizin hayatına, özellikle araştırmacıların hayatlarına yaptığı katkı, onlarca yıllık bir emek zamanını tasarruf etmek kadar büyük.

Teknoloji geliştirme alanı çok heyecanlı bir alan. Sürekli yeni değişimler oluyor. Hepimiz son 10-20 yıllık dönemde, bilgisayarlarla, internetle ve mobil iletişimle tanıştık. Hepimizin iş yapış şekli, yaşama şekli önemli ölçüde değişti. Fakat bana öyle geliyor ki, şu ana kadar yaşadığımız değişim, gelecekte yaşayacaklarımızın yanında çok ufak kalacak. Teknoloji devriminin daha başındayız. Bilgisayarlar, iletişim, yazılımlar hayatımızın hemen her noktasına girecek.

Ben de bu teknoloji devriminin şekillenmesinde şirketimle rol almak istiyorum. Bu konuda çok güzel katkılar yapabileceğimize inanıyorum. Sadece kendim ve şirketim açısından söz etmiyorum; bu işte ülke olarak daha fazla pay alabiliriz. İshak Alaton, yurt dışındaki 200 Türk yatırımcıyı organize ederek, Türkiye’ye 1 Milyar dolarlık sağlık teknolojileri geliştirmek üzere yatırım yapılmasına yönelik bir projeye liderlik ediyor. Önümüzdeki dönemde, tüm alanlarda büyük ilerlemeler yaşanması bekleniyor. İnsansız uçaklar, giyilebilen bilgisayarlar, kanser gibi büyük hastalıklar için ilaçlar, yenilenebilir enerji üreteçleri, elektrikli otomobiller gibi çok sayıda büyük alanda, dünyanın dört tarafında araştırmacılar çalışıyor. Türkiye de bu çalışmalara gün geçtikçe daha fazla dahil oluyor. Yeni bir keşifler çağına girdik. Bu yeni çağa biz de katkı yapalım istiyorum.

Kendi şirketimle ilgili istediğim şeylerden biri de, insanların yaptıkları iş yoluyla Allah’ı tanıdıkları bir iş ortamı oluşturmak. Yanlış anlama olmasın, herkes benim dini inançlarımda olacak diye bir beklentim yok. İsteyen istediği inançta olsun. Fakat en azından aynı inançta olduğumuz insanlar olarak, marifetullaha mesleğimizin içinden erişebilelim istiyorum. Bu nasıl olacak? Bir dini cemaat kurma niyetinde değilim. Doğal ve özgür bir şekilde, insanların kendi inançlarını dışa vurabilecekleri, sanatlarını bununla şekillendirebilecekleri bir ortamda, bunun kendiliğinden gerçekleşeceğini umuyorum. Zaten başka türlü dıştan empoze edilen bir rol modelle, sosyal baskılarla bir marifetullah kültürünün oluşması, marifetullahın kendisine aykırı. Allah’ı kalp ve akıl yoluyla tanımanın ancak özgürlük içinde mümkün olduğuna inanıyorum.

Özgürlük ortamı, tüm ahlaki erdemlerin ön şartı. Paylaşımcılık, yardım etme, toplumsal güven bunlar da ancak özgür bir ortamda oluşabilir. İnsanların, fark etmeden de olsa, sosyal normları karşılamak için uğraştığı bir ortamda, gerçek anlamıyla samimi güven, paylaşımcılık, diğerkamlık gibi sevgiye dayanan kişilik özelliklerinin gelişeceğine inanmıyorum. Sosyal normlar yoluyla bu duyguların oluşturulması ancak parçalı bir şekilde olabilir. Mesela, grup üyeleri kendi içlerinde paylaşımcı olur, ama dışarıya karşı paylaşımcı olmaz. Bu ise aslında bu yeteneğin kişinin özüne ait olmadığından kaynaklanır; çünkü sevgi parçalanamayan bir yetenektir.

Bunlar, işle ilgili hayallerimden bir kesit. Olur mu olmaz mı, göreceğiz. Olmasa bile, en azından, bu yolda hayaller kurmak ve çabalamak bile güzel bir şey. Hiç olmazsa, Hacca giden karıncanın misalindeki gibi denemek istiyorum.

Sizin de paylaşmak istediğiniz hayaller var mı? Yeni bir şirket, dernek veya bir topluluk kurmaya yönelik hayalleriniz var mı? Lütfen, yorumlarınızı ve görüşlerinizi bizimle aşağıdaki yorum kısmından paylaşın… Teşekkürler

{ 4 comments }

Kendi adıma, sevgimi, dürüstlüğümü, cesaretimi savunmuşum bir ölçüde. Birilerine karşı veya bir değere ulaşmak için bir şeyler yapmışım. Ama arkadaşlarımla birlikte, büyük bir gaye için, kalıcılığı olan bir mücadele neredeyse yapmamışız. Gerçi haksızlık etmeyeyim, başka insanlarla birlikte hiçbir zorunluluk olmadan, gönülden yaptığımız ve hayat boyunca unutamayacağımız güzel deneyimlerim de var. Birkaçını kısaca yazmak istiyorum:

Gölköy yolculuğu. Nuhoğlu Gençlik Grubundan 3 arkadaşla birlikte, Gölköy’deki akrabalarımızla bağlantı kurmak için 3 günlük bir yolculuk yapmıştık.

Burak’ın ÖSS motivasyonu. Lise sona geldiğimde, Burak beni ÖSS’ye hazırlamak için çok çaba sarfetmişti. Bana bir sürü taktikler, yöntemler, kaynaklar vermişti. Beni motive etmişti. O motivasyonun katkısıyla, ÖSS’ye hem çok verimli hazırlanmıştım, hem de çok zevkli bir yıl geçirmiştim.

Burak’la yaz okulunda "Diferansiyel Denklemler" maratonu. Üniversite birinci sınıfın yaz okulunda, Burak ve onun döneminden arkadaşlarıyla birlikte "Diferansiyel Denklemler" dersini dışarıdan İTÜ’de almıştım. Buraklarda kamp yapmıştık ve Burak’ı ve Cem’i sınavlara hazırlamak için çok uğraşmıştım. Gerçi sonunda ikisi de çok düşük not almışlardı, ama güzel bir ders maratonuydu.

Haşim’le ve Yasin’le zorbalık yapan abilere karşı mücadele. Orta ikide (9. sınıf), Haşim’e ve bana karşı üst sınıflardan birkaç kişi, sürekli rahatsız edici şekilde bulaşıyordu. Bu dönemde, Haşim, Yasin ve diğer arkadaşlarla, bu gruba karşı birlikte kendimizi korumuştuk.

Nuhoğlu Gençlik Grubunda, 100′e yakın genci birbiriyle tanıştırdık. Üniversitede okurken, aile vakfımız olan Nuhoğlu Vakfında Muharrem ve Esat’la birlikte Gençlik Grubunu kurduk. Sonra her ay bir iki sosyal etkinlik düzenledik. 3 senenin sonunda, daha önce birbirini hiç tanımayan en az 30-40 kadar kişi, birbiriyle çok samimi dost olmuşlardı.

Hasret’le birbirine bağlı, çok canlı ve samimi bir aile oluşturduk. Hasret’le 5 senedir evliyiz. Ondan önce de 1.5 senelik bir söz ve nişan ilişkimiz olmuştu. Bu ilişki boyunca, sürekli yeni şeyler öğrendim ve hep mutlu yaşadım.

Bir de yapamadığımız girişimler var. Bunlara çok değinmek istemiyorum; çünkü bunlar başkalarını da ilgilendiriyor. O insanların tek tek onayını almam lazım, bu konudaki hatıralarımı yazabilmem için.

Toplamda hayatıma bakınca: uğruna mücadeleye değdiği halde yapmadığımız şeylerin sayısını, yaptıklarımızdan çok daha fazlaymış görüyorum.

Neleri kaçırdık bütün bu girişimlerden kaçınmakla?

Cesur bir hayat yaşama fırsatını kaçırdık. Hayatımıza baktığımızda, gerçekten değerli şeyleri hatırlama fırsatını kaçırdık. Ayrıca eğer geçmişte o cesur ve samimi girişimleri yapmış olsaydık, şu an kendimizi çok daha yetkin hissedecek, şu an neler olacağını hiç bilemeyeceğimiz pek çok değerli şeyi yapma imkanımız olacaktı.

Cesaret, özgürlüktür. Cesaretin özünde inanç yatar. İnanç, iyiliğin galibiyetine inançtır. Geleceğin iyiliğine inanmaktır. Geçmişin güzelliğine inanmaktır. Bu inanç, yaşanan her olayda insana güzelliği gösterir. Bu güzellik insanı mutlu eder ve insana cesaret verir.

Cesaret > özgürlük > girişimcilik > deneyim > mutluluk > özgüven > cesaret

Kendime soruyorum, neden uğruna mücadele etmeye değer gördüğümüz işleri yapmadık veya yapmadım? Neden bunlara girişemedim?

Neden pasif kaldık?

Baş neden, korku gibi geliyor bana. Nelerden korktuk? Mesela, yeni biriyle bağlantı kurmayı, veya tanıdık biriyle gerçekten samimi olmayı, bir işbirliği ilişkisi içine girmeyi gerektiren durumlarda, reddedilmekten korktuk. Belki biz samimi bir şekilde adım attığımız halde, muhatabımızın bunu fark etmeyeceğinden, aynı alakayı göstermeyeceğinden korktuk. Belki biz ilk adımı veya ilk on adımı da attığımız halde, muhatabımızın pasif tavrından dolayı isteğimiz kırıldı.

Bir başka önemli pasifleştirici neden, vakit ve imkan yetersizliği zannı. Ne zaman güzel bir ideal uğruna bir işe girişmek istesek, şimdi vaktim müsait değil, daha sonra yapayım dedik. Belki paramız yetmez diye düşündük. Fakat müsait zaman hiç gelmedi ya da geldiğinde artık bizde heyecan kalmamıştı. Başka sürdürdüğümüz işlerin aksayacağından korktuk. Zorunlu, başkalarına hesap verdiğimiz işler, her zaman kişisel ideallerimizin önüne geçti. Sadece kendi içimizde yaşattığımız bir ideali yapmadığımız için, kimseye hesap vermezdik, ama yürüyen sorumlulukların aksaması durumunda, bizden hesap soracak insanlar bulunuyordur.

Bir çok zaman da, başkalarının eleştirilerinden dolayı çekingen kaldık. Belki bizi eleştirmeseler bile, eleştireceklerinden korktuk. Başkalarını eleştirdiklerini gördük. Belki ideallerimiz uğruna çalıştık veya insanlara bunu söyledik ve gerçekten korktuğumuz başımıza geldi: Eleştirildik. Hatta yadırgandık. Hiçbir destekleyici söz söylemeden, sadece cesaretimizi kıran sözleri söylediler. Bunu da bizim iyiliğimiz için yaptılar. Belki onlara karşı koyduk. Karşı koydukça, daha fazla cesaretimizi kırdılar. Başka insanlar da işin içine girdi. Hepsi birden bizi tehlikeli yoldan güvenli yola çevirmeye çalıştı. Belki bazen bu eleştirilerle hiç yüzleşemedik bile. Hiç tartışma imkanımız bile olmadı. Korktuk ideallerimizi söylemeye. Ama kırıcı eleştirilerin varlığını başka şeyler üzerinden sürekli tecrübe ettik.

Pasifliğin bir diğer nedeni de, güvensizlik oldu. Neredeyse tüm büyük girişimler, bir takım çalışması gerektirir. Fakat biz arkadaşlarımıza birçok zaman güvenemedik. Güvendiğimiz zamanlarda, bir yanlışlarını gördük ve darıldık. Yanlışlarını görmesek, belki biz yanlış yaptık, kendimizden utandık ve yine pasifleştik. Belki arkadaşımızın bizim ideallerimizi sahiplenebileceğine güvenmedik. Belki onun da eleştirilerinden zarar gördük. Hatta belki, en yakınımızdaki arkadaşlarımız bazen hayallerimizi kullanarak, bizi başkalarının önünde gülünç duruma düşürdü.

Bütün bu engelleri düşününce, pasif kalışımızı anlayışla karşılıyorum. Elbette, insan tüm bu engellerin üzerinden aşabilir. Yeterince cesaret ve inançla, tüm bunlar ve çok daha fazlası da aşılabilir. Ama işte, hepimiz toplumumuzun evladıyız. Toplumu ne kadar eleştirsek de, o eleştirdiğimiz şeyleri aslında biz de yapıyoruz. Şartlar herkesi değiştiriyor. Kendimizi başkalarından farklı görmek istiyoruz; ama şartlar gerektirince, biz de kötülükleri yapıyoruz. Ama hiçbir zaman, kafamızdaki kötülere gösterdiğimiz tepkiyi, kendimize göstermiyoruz.

Kendini hiç sevmeyen insanlar yok değil; var hatta çokça var. Ancak sorun kendini sevmemek değil. Tersine sorun, kendini sevebilmek. Zaten bencilliğin temelinde, kendini sevmemek yatar. Korku duygusu da bir şekilde, kendine olan sevgisizliğe bağlanabilir. Olumlu olan duyguları geliştirmek esas sorun. Bunlarsa, her zaman, kendine, insanlara ve başkalarına sevgiye dayanır. Bunların da ötesinde Allah sevgisi, tüm diğer sevgilerin hem kaynağı, hem sonucu olan en değerli sevgi.

{ 4 comments }

Sosyal Girişimcilik İhtiyacını Fark Etmek

June 16, 2011

Sosyal pazarlama yapmam gerektiğini çok önceden biliyordum; fakat gerek bilimsel araştırma gerekse yazılım işlerinden dolayı bu konuya ancak 2010′un Ocak ayının sonunda eğilmeye fırsat bulabildim. Hemen konuyla ilgili en iyi kitapların neler olduğunu araştırdım ve hızla bunları okumaya başladım. O dönemden bu yana okuduğum kitapların arasında bu konuyla bir şekilde ilgisi olan kitaplar şunlar: Inbound […]

Read the full article →

Küsmeden Tartışmayı Öğrenmek

June 16, 2011

Orta okul ve lisedeyken, şehirde yürüyerek dolaşmayı ve bu arada hiç durmadan tartışmayı çok severdik. Orta okula başladığımdan beri aynı sınıfta birlikte okuduğumuz Burak Pehlivan’la böyle çok dolaşırdık. Otobüse atlar, her seferinde İstanbul’un farklı bir köşesine giderdik. Akşama kadar yürürdük. Yol bizi nereye götürürse. Burak da, ben de, ikimiz de sürekli tartışabilen insanlarız ve ikimizin […]

Read the full article →

Yürüyüş Zevkleri: Karda Yürümek ve Tartışmak

June 16, 2011

Yılın en güzel zamanlarından biri, karlı bir gecenin ardından, güneşli bir sabahta uyanmak. Her tarafı, bembeyaz, yumuşacık pamuk gibi kar kaplamış olur. İstanbul’da bunu yılda bir veya iki gün yaşamak mümkün oluyor. Böyle günlerde, sabah erkenden kahvaltımızı yapıp, ailecek dışarıda yürümeyi seviyoruz. Geçen sene Ocak’ın sonuna doğru çok kar yağmıştı. Sabahleyin erkenden, ben, Özgür Emin […]

Read the full article →

Farklı Alanları Keşfetmeye Yönelik Girişimlerim

June 16, 2011

İngilizce’de "serendipity" diye bir kelime vardır. Bunun Türkçe karşılığının "tevafuk" olduğunu düşünüyorum. Yani iki şeyin, tam doğru zamanda birbirine rastgelmesi. "Tesadüf"ün özel bir durumu. Hayatım boyunca, kendi isteğimle, hep farklı, yeni alanlara girmeyi tercih ettim. Bir alanda, alışmış olmak, başka bir alana geçmeme engel olmadı. Fizikten, endüstri mühendisliğine, buradan işletmeciliğe, buradan programcılığa girdim. Programcılık mesleğinin […]

Read the full article →

Programcı Olmanın Zorlukları ve Güzellikleri

June 16, 2011

Programcılığın Zorlukları Bir programcı için, birkaç gün, nihai hiçbir değer üretmeyen, hata arama çalışması yapmak çok doğaldır. Hatta, bence programcılık neredeyse, hata aramakla eşdeğer bir iş. Bu durumda çalışırken, özellikle başlarda kendimi ve işimi sık sık sorgulardım. Acaba zamanımı boşa mı harcıyorum? Başka bir iş mi yapsaydım? Tecrübe kazandıkça, bu sorularım azaldı; ama hiçbir zaman […]

Read the full article →

Farklı Alanlar Arasında Geçiş Yapabilmek | Girişimcilik Deneyimlerim 02

June 15, 2011

Üniversiteden bu yana çok farklı işlerle uğraştım: Endüstri mühendisliğini okudum. İşletme literatürüne ait bir sürü yayını taradım. Arkadaşlarımla bir teknoloji firması kurduk. Oradan, bir yazılım firmasına geçtim. Programlamayı derinlemesine öğrendim. Sonra gereksinim analizi, test otomasyonu gibi program yazmanın dışındaki yazılım işlerine daldım. Çok sayıda ürün ve yöntem öğrendim. Bunların eğitimlerini ve danışmanlıklarını verdim. Sonra yeniden […]

Read the full article →

Girişimcilik Deneyimlerim 01: Dalgalı Bir Macera

June 15, 2011

İnsan için en zor şeylerden biri, alıştığı bir ortamı bırakıp yeni bir ortama geçmektir. Ben bunu defalarca yaptım, her seferinde çok zorlandım; ama geriye dönünce hiç pişman olmadım. Tersine şimdilik çok memnunum. Boğaziçinde okurken, nasılsa hemen hepimizin kafasında büyük bir uluslararası şirkette kariyer yapmak vardı. McKinsey, Procter&Gamble en gözde şirketlerdi. Kamu sektörü hemen hiçbirimizin aklının […]

Read the full article →

Kopya Çekmeyi ve Ders Ezberlemeyi Reddetmek

June 15, 2011

Bizim kültürümüzün çok güzel özellikleri var. Mesela, bir arkadaşlık grubunda olan herkes birbirine çok bağlıdır. Arkadaşlarımıza sorgusuz sualsiz yardım ederiz. Bir yanlışımız olduğunda, bunu hoşgörürüz. Farklı bir gruptaki insana pek güvenmesek de kendi arkadaş grubumuzun içindeki insanlar olarak, birbirimize çok güveniriz. Türk kültüründe arkadaşlığın en güzel yaşandığı dönemlerden biri de orta okul ve lise yılları. […]

Read the full article →